TECDİD-İ İMAN

Yeni çirkine mahkum eskinin güzelleri
Allah kuluna hakim, kulları heykellerin.
Buluştururlar bizi; elbet bir gün HESAPTA

           
Gazetemizin esas ismi, böyle kabul edilecek. Yani Tecdid-i İslâm (Dini yenileştirme) çabası geldi; İman temelini tahrife vardı. öyleyse bizim yapacağımız eylem, Tecdid-i İmandır!...
 

-Dergi / Gazete bir neşir organı olarak; halkı ve özellikle eğitimli kesimi uyarmak için çıkıyor. Bu uyarı, bir takım çevrelerle hesaplaşma tarzında olacaktı. Haniya bazı kimseler; bazı menfi kafalıların "uyarılıcılığına" inanarak yanlışa / karanlığa göz açı-yorlar.
 

-Aslolan Hakka gerçeğe uyanmaktır.(1) Bütün peygamberlerin asıl özelliği ve sorumluluğu uyarmaktır. Uyarmanın hedefi ise; doğru, faydalı ve pratiklerini öğretmek. Bir de yanlışı tashih etmek…
 

-Bunu öğreten Peygamberdir,onun talimi ve tarifidir:
"Bir aykırılık gören onun eliyle (müdahale ederek) düzeltsin."
Buna gücü yoksa diliyle (Tebliğ, uyarı, izah ve öğütle) düzeltsin.
Ona da yetkisi yoksa (sorumluluk bitmez) kalbiyle… Yani gönlünden (kötüye) rıza göstermesin; onu tavrıyla belki de o mevkii terk ederek (protesto ile) düzeltsin…
 

Yine: "Bir yanlışı düzeltmek için evinden çıkan kimsenin, her adımına şu kadar… sevap yazılır!.."
 

Biz bu düzeltme sorumluluğunu, herkesin rahatı ve hoş geçinmeyi tercih ettiği bir ortamda, belki 30 yıldır sürdürüyoruz. Ama en yakın dostlarımız bile; fuzuli ve aşırı görseler de, asıl sorumluluğun bu olduğunu düşünüyor ve sürdürüyoruz. Çünkü: Ümmetin, sonradan gelen bir öncekileri hayırla yad edecekken(2) onları ayıplama durumuna düşmüşlerdir.(3) Kıyamet alameti!...

 

İlk sayımızda maceramızı özetleyelim:
 

1977 de İstanbul'a geldim. Bir ilim çevresine şâhid oldum:
 

1971 de bir grup İlahiyatçının (yüksek İslamcı…) başlattığı fitneden huzursuzdu… Bu grup; dinde yenilik (Tecdid- İslah -yeni içtihad) sloganıyla, İ.Hatip ve İlahiyatlara ilaveten Diyanet mensuplarını da etkiliyorlardı: O gün bir dergi projesi kurdum.
 

Bu fitne yeni değildi; Tanzimat, İttihat -Terakki fitnelerinin hortladığı, ama Birinci Dünya Savaşı'nın tehir ettirip (unutturduğu?...) bir şey miydi?
Cumhuriyette ise, öyle din bilgiçleri eliyle olmayacak reformlar yapılmıştı.(4) Ama köke inememiş; ahkamı değiştirememiş veya benisetememişti.
 

Fakat çok enteresan bir planla; zamana bırakılmıştı. Zaman, hocasından ve kitabından ilim ve metod alan din alimlerinin silinip yerine; bunalımlı ve modern çağa uyum yapabilecek yeni yetmelerin geleceği dönemdi. (25 sene) çeyrek asırlık fetretten sonra, Kur'an Kursları, İmam Kursları, İmam Hatip mektepleri ve İlahiyatların kurulup mezun vereceği gündü.
 

1950'nin devlet başkanı da reformu (kökten kazıma) diye anlayan siyasilere: "Biz işi mihraptan halledeceğiz"!.." diye teselli vermişti.
Ve ne yazık ki; milletin ümit bağladığı bu din eğitimi almış kurumlardan bazı kuruntulu kişiler çıktı. Düzene sırtını dayadı, fakültelere sızdı. Diyaneti ele geçirdi. Paraya ve esere ulaşınca; o fitneyi başlattılar:
Yeniden içtihad için Kur'anı yeniden yorum, sünneti tasfiye, fıkıh değiştirme.. Sonuçta, dini çağa uydurma, uygun hale getirme…
 

Ve gide gide: Ehl-i Kitap'ı taklit ve misyonerlere çırak olma felaketine düştüler. Dr. Dozy gibi şeytani (Yahudi asıllıdır) plan ve teşvikle dini aslına döndürme adı altında; (budama) ameliyata tabi tutma ve bütün ahkamı alt üst etme…
 

O dereceye vardı ki; Kelime-i Tevhid'den "Muhammed Rasulullah"ı çekip almayı(5) denediler. Müslüman kadının (E. Kitapla)gayri müslimle nikah cevaz verdiler. Mu'ta nikahını zaruri gördüler(6).

1) Aydınlığa yönelmektir ama tarihi terslikler yüzünden. O bazıları Karanlığı, Aydınlık diye sunar.
2) Haşr suresi : 10. ayet
3) Ali (ra)den Tirmizi
4) Bazı tarikat ehlinin benzetmesiyle: Tecdid zahirden gelmişti.Artık tarikat yolu veya ilmiye sınıfı eliyle yapılmasına yer ve yol kalmamıştı.
5) Bak Polemik değil Diyalog sh. 34-35-37.
6) T.D.V. İlmihali Evlilik bahsi ve T.D.V. tefsiri: Nisas. 24-34- ayetlerin yorumu.